İçeriğe geç

Ne yerin kemikleri ?

Okuyucularımıza “Ne yerin kemikleri” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Modahabercisi ekibi olarak bizi okumaya devam edin!

Kayseri’de Başlayan Sessiz Bir Hikâye

Bugün “Ne yerin kemikleri” konusunu daha yakından inceleyerek merak edilen detaylara değineceğiz.

Kayseri’nin kışları sert olur. Rüzgâr, şehrin dar sokaklarında dolaşırken insanın yüzüne değil, sanki içinin tam ortasına çarpar. Ben yirmi beş yaşındayım ve burada yaşıyorum. Çoğu zaman bu şehri sevdiğimi söylerim ama bazı günler sadece “dayanıyorum” demek daha doğru geliyor.

O gün de öyle bir gündü. Sabah erken kalkmıştım, defterimi açtım ama yazacak bir şey bulamadım. Kalem elimde gezindi durdu. Sonra pencereden dışarı baktım; gri bir gökyüzü, ağır ağır düşen kar taneleri ve sokaktan geçen aceleci insanlar… Hepsi birbirine karışıyordu.

İçimde tuhaf bir cümle dönüp duruyordu: “Ne yerin kemikleri?”

Bunu ilk kez çocukken duymuştum. Tam olarak kim söylemişti hatırlamıyorum. Belki dedemdi, belki de köydeki yaşlılardan biri. O zamanlar anlamamıştım. Ama büyüdükçe bazı cümleler insanın içine gömülüyor ve orada sessizce bekliyor.

Ben de yıllardır o cümlenin içimde beklediğini fark ettim o sabah.

Eski Bir Tren İstasyonu ve Yarım Kalmış Vedalar

O öğleden sonra, nedensiz bir şekilde kendimi tren istasyonunda buldum. Kayseri Garı’nın o eski, sararmış duvarları bana hep geçmişi hatırlatır. Sanki orada zaman biraz daha yavaş akar.

Kalabalığın içinde yürürken insan sesleri birbirine karışıyordu. Birileri gidiyor, birileri geliyordu. Ama ben sadece duruyordum.

Bazen hayatın en garip hali budur: herkes bir yere yetişirken sen olduğun yerde kalırsın.

Banklardan birine oturdum. Yanımda orta yaşlı bir adam vardı. Elinde eski bir valiz, gözleri yere bakıyordu. Sanki yıllardır aynı yere bakıyormuş gibi sabitti.

Bir ara başını kaldırdı ve bana baktı.

“Bekliyor musun?” dedi.

“Evet,” dedim ama kimi beklediğimi bilmiyordum.

Sessizlik oldu. Sonra o konuştu:

“Ben de bekliyorum. Ama bazen insan, beklediği şeyin gelmeyeceğini bilerek bekler.”

O an içimde bir şey kırıldı. Belki umut, belki de yıllardır taşıdığım o gereksiz direnç.

Ve yine aynı cümle geldi aklıma:

Ne yerin kemikleri?

Sanki bir şeyin altını kazıyorum ama orada hiçbir cevap yok.

İçimde Biriken Sorular

Tren istasyonundan çıktığımda hava daha da soğumuştu. Ellerim cebimde yürürken, sokak lambaları birer birer yanıyordu. Kayseri’nin akşamı her zaman biraz erken çöker.

Kafamın içinde sorular dönüyordu:

Neden bazı insanlar kolayca giderken bazıları yerinde kalır?

Neden bazı anılar hiç eskimiyor?

Ve en önemlisi… neden bazı soruların cevabı hiç gelmiyor?

“Ne yerin kemikleri?” diye tekrar ettim kendi kendime. Bu sefer daha yüksek sesle.

Yanımdan geçen bir kadın bana kısa bir bakış attı. Belki tuhaf buldu, belki de sadece duymamış gibi yaptı. Ama ben o an, içimdeki ağırlığın daha da arttığını hissettim.

Kaybolan Bir Yaz ve Geri Dönmeyen İnsanlar

Bu şehirde çocukluğumun geçtiği mahalleye doğru yürümeye başladım. Eski evlerin çoğu ya yıkılmış ya da yenilenmişti. Ama bazı köşeler hâlâ aynıydı.

Bir zamanlar oyun oynadığımız boş arsa duruyordu. Şimdi orada bir apartman yükselmişti. Ama ben hâlâ o arsanın tozunu hissedebiliyordum.

Orada bir yaz vardı.

Sonsuz gibi görünen, hiçbir şeyin bitmeyeceğine inandığımız bir yaz.

Ve o yazda bir arkadaşım vardı. Adı Yusuf’tu. Köyden şehre yeni gelmişti. Sessizdi ama gözleri çok şey anlatırdı.

Bir gün bana dedi ki:

“Biz köye döneceğiz. Orada her şey daha gerçek.”

O zaman anlamamıştım.

Ama sonra bir gün gitti. Hiç haber vermeden.

O günden sonra “gerçek” kelimesi benim için hep eksik kaldı.

Belki de bu yüzden “Ne yerin kemikleri?” cümlesi içimde bu kadar yer etti. Çünkü bazı şeyler toprağın altına gömülür ama gerçekten kaybolmaz.

Gömülen Şeyler Gerçekten Yok Olur mu?

O gece eve döndüğümde defterimi açtım. Uzun süre boş sayfaya baktım.

Yazmak istiyordum ama kelimeler gelmiyordu. Sadece o soru vardı:

Ne yerin kemikleri?

Bunu yazdım.

Altına hiçbir şey eklemedim.

Sonra durdum.

İnsan bazen en büyük cümleleri kurar ama devamını getiremez. Çünkü devamı gelirse, bazı şeylerin geri dönüşü olmayacağını bilir.

O an hayal kırıklığı hissettim. Kendime, insanlara, zamana karşı.

Ama aynı zamanda garip bir umut da vardı içimde. Sanki bir yerlerde hâlâ cevap verilecek bir şey varmış gibi.

Bir Telefon ve Yarım Kalan Ses

Ertesi gün telefonum çaldı. Arayan annemdi.

Sesinde bir durgunluk vardı.

“Baban iyi değil,” dedi.

O cümle bazen insanın içine düşer ve orada büyür.

Hemen yola çıktım. Yol boyunca camdan dışarı baktım. Kar yeniden başlamıştı. Her şey beyaza dönüyordu ama içimdeki şey daha da koyulaşıyordu.

Hastane koridoru… o koku… o sessizlik…

Bunları anlatmak zor ama unutmak da mümkün değil.

Babamı gördüğümde gözlerini açtı. Zayıftı ama hâlâ oradaydı.

Elimi tuttu.

Bir şey söylemek istedi ama söyleyemedi.

Ben de bir şey söylemek istedim ama ben de söyleyemedim.

O an anladım: bazı duygular kelimeye dönüşmez.

Suskunluğun İçinde Saklı Olan

O gece hastane odasında otururken camdan dışarı baktım. Şehir ışıkları uzakta titriyordu.

Defterimi çıkardım ama yazmadım.

Sadece düşündüm.

Hayat dediğimiz şey bazen sadece beklemekti. Bazen de kaybetmeyi öğrenmekti.

Ve yine aynı cümle içimde yankılandı:

Ne yerin kemikleri?

Bu sefer farklı hissettirdi. Daha ağır, daha gerçek.

Sanki bu soru artık sadece bir merak değil, bir yüzleşmeydi.

Dönüş ve Sessiz Değişim

Birkaç gün sonra Kayseri’ye döndüm. Şehir aynıydı ama ben aynı değildim.

Sokaklar, insanlar, hava… hepsi tanıdıktı ama bana uzak geliyordu.

Defterimi açtım.

Bu kez yazmaya başladım.

Ama kelimeler artık eskisi gibi değildi.

Daha yavaş, daha ağır çıkıyordu.

“İnsan bazı şeyleri kaybettikten sonra anlar,” diye yazdım.

Sonra durdum.

Camdan dışarı baktım.

Kar yeniden başlamıştı.

Ve içimde bir şey sessizce yer değiştiriyordu.

Son Bir Bakış

Günler geçtikçe bazı şeylerin değişmediğini, bazı şeylerin ise asla geri gelmeyeceğini kabul ettim.

Ama yine de içimde bir yer, o soruyu bırakmadı:

Ne yerin kemikleri?

Belki de bu soru bir cevap beklemiyordu.

Belki sadece insanın içinde kalması gereken bir ağırlıktı.

Bazen yürürken, bazen dururken, bazen de sadece nefes alırken hatırlanan bir şey…

Kayseri’nin soğuk rüzgârı yüzüme vururken, defterimi cebime koydum.

Ve ilk defa, o sorunun cevabını aramayı bırakmadım ama onunla yaşamayı öğrendim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://tufti.net https://metekaplastik.com.tr https://mekamakine.com.tr Sitemap
tulipbetelexbett.net